
10 üzerinden 11 puan verebileceğim bir film izlemeyeli çok olmuştu. Bütün olarak beğendiğim bir filmdi ve rahatlıkla tavsiye edebilirim.
Az biraz konusundan bahsedeyim, kuru kuru tavsiye etmiş olmayayım.
10 yıl akademik çalışmalarla uğraştıktan sonra bir anda her şeyi bırakıp veda bile etmeden gitmek isteyen John Oldman (David Lee Smith)‘in arkadaşları neden gittiğini öğrenmek için ısrarla sorular sorarlar ve emribaki bir şekilde eve girip oturma odasında yerlerini alırlar. Ilk sahneye bu kadar yer vermemin nedeni, filmin devamının bu oturma odasında geçiyor olması ve orada konuşulanları şimdi size anlatamayacak olmam
filmi izlerken “hmm”, “tabi ya”, “hakkaten de öyle” ünlemlerini ağzınızda tutamayabilirsiniz, şimdiden söyleyeyim, söylemedi demeyin.
Oturma odasında konuşulanlar da havadan sudan şeyler değil. John‘un gitme nedenleri, efendime söyleyeyim, John‘un oraya gitmeden önceki hayatı (hayat deyip geçmemek lazım) falan konuşuluyor. Arkadaşları inanmadıkça John gayet sakin, ikna etme isteğinden uzak bir şekilde sadece yaşadıklarını anlatıyor… 2 saat boyunca ara bile vermeden heyecanla izlediğim bu filmi izlemenizi öneririm.
Amerikan filmlerine hep kötü gözle bakardım, aslında hala kötü gözle bakıyorum, ama arada bir istisnalar çıkıyor işte.
Şimdilik, bununla ilgili başka bir yazı bulunamadı.