![]()
#1 Ocak 2009
Fransa’ya geldiğimden beri karşılaştığım Türkçe konuşan herkesle bir şekilde iletişim kurup az çok sohbet ediyordum.
Geçenlerde Almanya’ya gittim. Kalacağım şehre doğru tren ile giderken Türkçe konuşan birkaç kişi gördüm. Onlara katılmak için ilerlerken Türkçe konuşan başka insanlar duymaya başladım. Sanki Başkent Ekspresi’ne binmişim de Haydarpaşa’dan Eskişehir’e gidiyorum.
Tabi ilk başta bana çok garip geldi bu durum. İlk defa Türkiye’nin dışında bu kadar çok Türkçe konuşan insanı bir arada görüyordum.
Baden-württemberg (yazılıştan pek emin değilim) bölgesinde Frankfurt’a yakın bir şehir olan Mannheim’a gittiğimde ise kendimi Ankara’nın çok uğrak olmayan bir sokağında hissetmeye başladım.
Taksim pastanesi mi dersin, Kızılay börekçisi mi dersin, Şark Pazarı mı dersin… Uzunca bir sokak ve tamamı Türk marketleri, dükkanları ile doldurulmuş.
Alman arkadaşlarım da bu mekanları gayet başarılı buluyorlardı ve çoğu zaman Alman yiyeceklerindense örneğin kumpir yapan bir Türk mekanını tercih ettiklerini söylediler
röportaj gibi oldu. Tamam tamam olmadı.
İşte Almanya’da böyle bir şey.
Almanya’da bir yandan sevdiğim, öte yandan bu ne kardeşim dediğim bir şey gördüm:
Tamam, güvenlik falan önemli, kurallara uymak lazım ama bir yere kadar. Issız, kuş uçmaz kervan geçmez yollarda yayalar için kırmızı ışık görünce Alman arkadaşımın ben yola atlayana kadar karşıya geçmediğini farkettim. Ne iş falan diye sorunca da orada işlerin böyle yürüdüğünü, yola atlamaya devam edersem topuklarıma sıkabileceklerini söyledi. Yok ya.. trende canım sıkıldı senaryo yazıyorum.
Ama yayalara kırmızı yanarken karşıdan karşıya geçtiğinizi gören bir polis olursa anında ceza kesebileceğini söyleyerek beni uyardı Alman arkadaşım. Ve ekledi “sanırım polislerin paraya ihtiyacı var, kurallara uymayan her davranışa para cezası veriyorlar”. Tabi bunu Almanca söylemedi, because ich verstehe nicht Deutsch. Mais je comprends français.
#3 Ocak 2009
Trende yazmaktan da sıkılıp yarım bıraktığımı şimdi gördüm. Böyle kalsın madem.
İlgili yazılar: